
2012 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam, Aletha Solter’ın bir seminerine katılmıştım. Seminerde kırık kurabiye fenomeninden bahsetmişti. Bir çocuğun gün içerisinde yaşadığı olumsuz duygular yaratan olayları anlatırken elinde bir şey çeviriyordu. Hikayenin sonunda anne çocuğa kurabiye kavanozundaki son kurabiyeyi veriyor ama o da ne; kurabiyenin ucu kırık, bizim yavru başlıyor yerde debelenmeye, krizsel bir ağlamaya. Tam o sırada hikayenin sonunda Aletha elinde çevirdiği şeyi bırakıyor ve o da deli gibi dönmeye başlıyor yerde.
Hikayenin benzerini yaşadık bugün. Daha günün başında zor geçeceğini hissettiğiniz günler vardır ya, işte bugün o gündü. Sürekli söylenme, sürekli şikayet halindeydi Eren. Sonunda balkonda yapraklarla bir oyun kurduk, eğleniyorduk, bu yaprağın ucu kopana kadar. Sanki legonun iki parçası birbirinden ayrılmış da takmalıymışım gibi getirdi, birleştiremedim tabii. Ve o anda başladı ağlamaya. Kucağıma aldım, sarıldım, daha da şiddetlendi ağlaması. “Ben seninleyim, ağlayabilirsin istediği kadar” dedim ve sustum. Ağladı, ağladı, ağladı… en sonunda ağlaması biraz hafiflediğinde bebekliğinden beri söylediğim bir şarkıyı söylemeye başladım kısık sesle, sessiz sessiz ağlamaya devam etti. En sonunda ağlaması bittiğinde gün içinde yaşadıklarımızı anlattım uzunca, baban gitti kısmına geldiğimizde yeniden başladı ağlamaya ama bu sefer daha kısa sürdü, kapanışı üç kedi bir dilek’le yaptık:)
Eren ağladığında duygusunu bastırmamak, onu oyalamaya çalışmamak, aksine koşulsuz kabul edip, yanında olup, ağlayarak duygularını dışavurmasına fırsat vermek genel yaklaşımımız oldu hep. Zaman zaman tetiklendiğim ve bu nedenle çok zorlandığım zamanlar oldu; böyle durumlarda ise sevgilimle paslaşmak ailecek gerginliğin yükselmemesini sağlıyor.
Evet bazı günler zor, ama ağlamak da, sarılmak da çok şahane🧡
Yorum bırakın