
2012 yılında çok sevgili Ayla Şen ile Montessori eğitimim devam ederken elimden düşmeyen bir kitaptı Daha Sade Bir Hayat. O dönemde hayatımda oluşan değişiklikleri sindirmemde epey yardımcı olmuştu bu kitap. Ne oldu o dönemde: aldığım eğitimin ardından montessori eğitmeni oldum. Birden düzenli, sade ve kendi hızında (oraya buraya koşturmayan) bir hayatım oldu. Şimdi 8 senedir o hayatın içindeyim. Sadeliğin dinginliğe nasıl yardımcı olduğunu yaşadıkça gördüm. Şimdi kazara telaşlı ortamlara girdiğimdeö kendimi anlamsız koşturmacalara soktuğumda nasıl sıyrılacağımı bilemiyorum. İstiyorum ki hep güvenli alanımda kendi hızımda, kendi ritmimde takılayım.
Ne mi engelliyor beni? Hayatlarımızda hep çok fazla eşya, çok fazla seçenek, çok fazla bilgi ve çok fazla telaş var. Sadeliği, sakinliği ve ritimde kalamamak hep bu fazlalardan. Daha Sade Bir Hayat, bu “çok fazla”ların bizim ve çocuklarımızın hayatındaki etkisini vurucu bir şekilde anlatırken adım adım hayatımızı nasıl sadeleştireceğimiz konusunda da rehberlik ediyor bize.
Altını çizdiğim yerlere göz atarken bir kısmını da buraya yazmak istedim…
Kitaptan kalanlar:
Hayatı sadeleştirdiğinizde evrenin kuralları da daha sade olur. (Henry David Thoreau)
Hepimizin çok yoğun bir hayatı var; bize kaçınılmaz görünen aktivitelerle, acil durumlarla ve zorunluluklarla dopdolu. Nefes almak için zaman yok, sorunun nedenini bulmak için zaman yok. (Sarah Susanka)
Toplumumuz, “çok fazla” şeyin yarattığı baskıyla, çocukluk dönemine karşı, ilan edilmemiş bir savaşı sürdürüyor.
Günlük hayatımızın hızı, çocukluk dönemine özgü hızla uyumlu değil.
Çocukluk döneminin kendşne has, gizemli bir tarafı ve bir hzıı vardır. Çocuklarımızdan hızlı bir dünyaya “ayak uydurmalarını” isterken farkında olmadan onlara zarar veriyoruz. Gittikçe daha karmaşıklaşan bir hale gelen bu dünyada yollarını bulabilmek için ihtiyaç duydukları huzur ve dayanıklılıktan onları mahrum bırakıyoruz.
Anne baba olmanın en zor tarafı, çocuklarımızla ilgili korkularımızın, umutlarımıza ağır basmasına izin vermemektir.
Sadeleştirme, dikkatimizi dağıtıp karışıklık yaratarak çocuğumuzla ilişkimizi zedeleyen şeylerden kurtulmaktır.
Evimiz ve ailemiz, anlayışla karşılandığıöız ve dengemizi bulabildiğimiz yerdir.
Çocuğunuzun şefkate en az ihtiyaç duyar gibi gözüktüğü zamanlar, aslında en fazla ihtiyaç duyduğu zamanlardır.
Yaratıcılık nesnelerde değildir; çocukların hayal kurmalarını, harekete geçmelerini ve tasarlamalarını sağlayan şey esnekliktir.
Can sıkıntısını bir armağan olarak kabul edin. Sigmund Freud, can sıkıntısını “öğrenmenin habercisi” olarak değerlendirmiştir.
Hiç ara veremeyen bir çocuğun içsel aktivitelere, yaşadıklarını zihinde işlemey fırsatı olmaz. Yaptığı aktiviteleri, kendinden bir şey katarak değerlendirme şansı da olmaz; istek, hayalgücü ve üzerine düşünmek gibi. Ara vermeyince beklentide olmal mümkün değildir.
Sıradanlığı kabul etmek insanı özgürleştirir!
Sıradanlığı tam anlamıyla takdir edebilmek sıra dışı bir armağandır.
Ne kadar çok konuşursanız, o kadar az dinliyorsunuz demektir.
Popüler kültürün, rekabetin ve tüketimin ısrarlı gürültüsü biraz azaltıldığında, her şey daha sakinleşir. Bir şarkıcının kendi sesini duyabilmek için ortamdaki gürültüleri kesmesi gibi, sadeleştirme de bir ailenin değerlerine, onları tanımlayan şeylere göre ayarlamasıdır. Gürültü ortadan kalkınca duyduğunuz ses kendi sesinizdir.
evinizi şöyle hayal edin…
. zamanın daha yavaş aktığı bir yer olarak,
. daha az kalabalık ve görsel anlamda daha rahatlatıcı bir yer olarak,
. dikkatinizi dağıtan şeyleri sınırlandırmaya ve çok fazla, çok hızlı ve çok acil şeylere hayır demeye başlayınca, daha fazla huzur bulduğunuz bir yer olarak,
. huzur ve güven duygusunun hissedildiği bir yer olarak,
. gösterdiğiniz özen, koruyuculuk ve takdir sayesinde sevdiklerinizin çok iyi bildikleri bir yer olarak.
Yorum bırakın